Veli-Der: Çocukların okula aç gitmediği, işçileştirilmediği bir eğitim için mücadele edeceğiz

Veli-Der: Çocukların okula aç gitmediği, işçileştirilmediği bir eğitim için mücadele edeceğiz

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 2022-2023 Eğitim-Öğretim Yılı 1. Dönem Raporu’nu açıkladı. “Kamusal Eğitimin Kaybettiği Her Gün Çocuklarımızın Geleceğini Kaybediyoruz” başlıklı raporda eğitimdeki ciddi sıkıntılar tek tek anlatıldı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, TBMM’de açıkladığı verilere göre; ilkokulda 11 bin 654 öğrenci, ortaokulda 28 bin 421 öğrenci, lisede 240 bin 668 öğrenci örgün eğitim dışına çıktığı hatırlatılan raporda, “Asıl gerçek ise çok daha vahimdir” denildi.

Raporda, yetersiz beslenme nedeniyle kız öğrencilerin yüzde 85’inde, erkek öğrencilerin yüzde 68’inde kansızlık, öğrenme güçlüğü, fiziksel gelişimlerinde yavaşlama tespit edildiği kaydedildi.

Veli-Der’in raporu şöyle:

TÜM OKULLARDA, ÜNİVERSİTELERDE ÜCRETSİZ YEMEK HEMEN ŞİMDİ

Salgın ve yüksek zamlar, açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşam mücadelesi veren, alt gelir gruplarını ve yoksul ailelerin çocuklarını etkiledi.

Yoksullaşmayla birlikte eğitimde eşitsizlik, Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir boyuta ulaşıldı. Temel gündemimiz, çocukların açlığı. Tutuklu bir ailenin 6 yaşında bir çocuğu, babaannesinin evinde, yetersiz beslenme nedeni ile kaybettiğimizi üzülerek basından öğrendik.

Yaşadığımız acı gerçeğe rağmen ücretsiz okul yemeği talebi “maliyet hesabı” gerekçesiyle yok sayılmaktadır. Aylardır sürdürdüğümüz mücadele sonucunda, ücretsiz okul yemeğinin yalnızca okul öncesi eğitim ve taşımalı eğitimden yararlanan öğrencilerin devam ettiği pansiyonlu okullarda dağıtılacağı sınırı ile bir açıklama yapıldı.

2020 verilerine göre ülkemizdeki çocukların yüzde 44,3’ü yoksulluk ve açlıkla karşı karşıyadır. Son 3 yıl içersin de yoksulluğun, zamların artışı ile beraber en iyimser durumda bile bu oran en az her iki çocuğumuzdan birinin açlıkla karşı karşıya kaldığının kanıtıdır.

Belirlenen taban fiyatlar üzerinden öğle yemeği ücreti 45-50 TL’den başlıyor. Okul kantinlerinden ulaşılabilecek en ucuz besin tostun ücreti ise 15-20 TL. İki-üç çocuklu bir aile için çocukların okulda ihtiyaç duyduğu beslenmenin aylık maliyeti ülke nüfusunun yarısından fazlasının asgari ücretle yaşamaya çalıştığı bir ülkede aylık gelirlerinin üçte birini aşıyor.

Yetersiz beslenme nedeniyle kız öğrencilerin yüzde 85’inde, erkek öğrencilerin yüzde 68’inde kansızlık, öğrenme güçlüğü, fiziksel gelişimlerinde yavaşlama veya durma, derslerde bayılma gibi sağlık sorunları yaşamaktadırlar.

Tüm okullarda, üniversitelerde acilen ücretsiz bir öğün yemek uygulaması başlatılmalıdır.

SAĞLIKLI İÇME SUYUNA ERİŞİM KAMUSAL HAKTIR

Okullarda, en az yetersiz ve dengesiz beslenme sorunu kadar önemli bir sorun olan sağlıklı içme suyuna erişimdir. Ülkemizde okulların yüzde 95’inin bahçelerinde öğrencilerin su ihtiyacını karşılayabilecekleri çeşmeler yoktur. Olanlarda da, su tesisatlarının eski olması nedeniyle şehir şebeke suyu temiz olsa bile, okula ulaştıktan sonra içilebilir olmaktan çıkmaktadır.

Kantinlerde 500 mililitrelik su 3-5 TL’dir. Okula harçlıksız gönderilen öğrencilerin kantinden su alması mümkün değildir. Öğrenciler genellikle 500 ml’lik pet şişelerle getirdikleri suyu tüketmektedirler.

Ancak gelişim çağında olan bir öğrencinin 2 litre su tüketmesi gerektiği düşünülürse ve özellikle havaların ısındığı dönemlerde evden getirilen su yetmemekte, daha sonra su ihtiyaçlarını tuvalet çeşmelerinden karşılamaktadırlar. Bu durumda hijyenik olmayan koşullarda hastalığa davetiye çıkarmaktır.

Yapılması gereken; eskiden olduğu gibi çeşmeler yapmak ve okulun su tesisatının sık sık bakımını yapmaktır.
Veli Der Edirne Şubemizin ve Edirne Valiliği’nin ortak çalışmasıyla, okulların koridorlarına su arıtıcılı sebiller konmuştur.
Bir an önce Çocuklarımızın sağlıklı içme suyuna erişim hakkı tüm okullarda bir an önce sağlanmalıdır.

KİTLESEL OKUL TERKİ DURDURULMALIDIR

Ülkemizde milyonlarca kız çocuğu örgün eğitim dışına çıkmıştır. Kız çocukları şiddet, istismar riski altında yaşamakta, çocuk yaşta evliliğe maruz bırakılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2021-2022 eğitim öğretim yılı okullaşma istatistiklerine göre ilkokulda 195 bin, ortaokulda 298 bin, lisede 373 bin kız çocuğu eğitimin dışındadır. Açık öğretimde okuyan kız çocuğu sayısı ise 636 bin 270′ tir. 1,5 milyonu aşkın kız çocuğu artık okullarda değil. 6 yaşında çocuklara gelinlik giydiren bir karanlığı yaşadığımız günlerde milyonu aşkın kız çocuğunun örgün eğitim dışına çıktığı bir gerçekliği yaşıyoruz.

MEB’in TBMM’de açıkladığı verilere göre; ilkokulda 11 bin 654 öğrenci, ortaokulda 28 bin 421 öğrenci, lisede 240 bin 668 öğrenci örgün eğitim dışına çıkmıştır. Asıl gerçek ise çok daha vahimdir.

TÜİK 2022 verilerine göre; 15-19 yaş aralığında 856 bin örgün eğitim dışına çıkmıştır. Bu çocuklarımızın 556 binini kız çocukları oluşturmaktadır.

MEB’in açıkladığı son örgün eğitim istatistiklerinde ise 5-17 yaş grubunda 1milyon 200 bin 892 çocuk örgün eğitim dışında. Devamsızlar ve okul kaydı olup gitmeyenler bu sayıya dahil değil. Sağlık sorunu vb. istisnai durumlar üzerinden tarif edilen ancak yirmi yıllık eğitim politikaları sonucunda olağanlaştırılan açık öğretimde kayıtlı öğrenci sayısı ise 1 milyon 738 bin 198’e ulaşmıştır.

Mesleki Eğitim Merkezlerinde kağıt üzerinde haftada bir gün okula dört gün işyerine, gerçekte ise Cumartesi günleri ve bazen de Pazar günü işyerlerinde çalıştırılan çocuk sayısı son 1 yılda 159 binden 1 milyon 300 bine ulaşmıştır.

Ayrıca mesleki eğitim verilen kurumlarda çocuklarımız, iş kazası yaşama riski ile de karşı karşıya bırakılmaktadır. 2013’te meslek liselerinde okul ortamında ve işletmelerde 239 “iş kazası” yaşanmışken 2019’da bu sayı 2 bin 385 yukseldi. Ayrıntılı veri olmadığı için çocukların hangi “kazalar” yaşadıkları sonuçlarına ilişkin hiçbir açıklama, veri yok. Genellikle Tarım, İnşaat, üretime dayalı firmalarda çocuk kayıpları gözlenmektedir.

Çocuklarımız yoksulluktan kaynaklı okullarını kitleler halinde terk etmek zorunda bırakılmaktadır. Söz konusu olan çocuklarımızın eğitim hakkı olduğunda bütçe yok denilmekte, çocuklarımızın en temel hakları maliyet hesabı yapılmaktadır.
Bütçe vardır ve bu bütçeyi ve ne yapılması gerektiğini bugün buradan bir kez daha açıklıyoruz.

Mesleki Eğitim Merkezlerinde İşveren devlet katkısı, 9.10.11. sınıflarda olan çocuklara verilen asgari ücretin %30’u, 12.sınıflardaki çocuklara verilen asgari ücretin %50’si ve Ustalık Telafi Programı’na katılan yetişkinlere verilen asgari ücretin %50’si olan rakamlar İşsizlik fonundan karşılanmaktadır.

Mesleki Eğitim Merkezlerindeki “İşveren Devlet Katkısı” işverene değil, burada mesleki eğitim alan çocuklara karşılıksız eğitim desteği/bursu olarak verilmelidir.

Özel meslek liselerinin sahiplerine ise teşvik adı altında her yıl milyonlarca lira aktarılmaktadır. Özel meslek liselerine verilen teşvike son verilmeli bugüne kadar özel meslek lisesi sahiplerine verilen ücretler geri alınmalı bu rakamlar açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan ailelerin çocuklarına eğitim desteği/bursu olarak verilmeli, çocukların okullarına geri dönüşü sağlanmalıdır.

EĞİTİME YETERLİ BÜTÇE AYRILMALIDIR

1998’de eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe %30,03 dü. Eğitim yatırımlarına 2002’de MEB bütçesinden yüzde 17,18 pay ayrılmış iken 2023 yılı için eğitim yatırımlarına ayrılan pay 9,18’dir. 2022’de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı %10,79 iken, 2023 bütçesi mali bütçe kanun teklifi ile bu oran %9,64’e geriledi.

Bütçedeki bu rakamlar ne olanakların daralması ne de seçeneksizliktir, bir tercihtir. Ve bu tercih, çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından yana değildir. Acilen ek bütçe açıklaması yapılmalı eğitime yeterli bütçe ayrılmalıdır.

OKULLARDA DEPREMLE İLGİLİ ÖNLEMLER ALINMALIDIR

MEB verilerine göre deprem yönetmeliğinden önce inşa edilmiş okul sayısı 31 bin 307 ‘dir. Son on yılda yalnızca 5000’e yakın okula depreme dayanıklılık testi uygulanmış, bunların 1500’e yakın okul depreme dayanıklı olmadığı için yıkılmış, 2000’e yakın okul ise güçlendirilmiştir.

Sadece İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi 10 büyük şehrimizde yıkılıp yapılmayan okul sayısı 234 tür. Bu okulların ihaleleri ödenek yokluğu gerekçesiyle iptal edilmiştir; ancak diğer taraftan özel meslek lisesi sahiplerine teşvik adı altında milyonlarca lira,25 Mayıs 2022 tarihinde bakanlık bütçesinden yalnızca Maarif Vakfına 1 miyar 871 milyon lira aktarılmıştır ve 2023’te Maarif Vakfı’na 3,5 milyar TL kaynak öngörüldüğü MEB Denklik Yönetmeliği’nde yer alan değişiklikle açıklanmıştır.

Deprem gerçeğimiz son derece açıkken son yıllarda ülkemizin bir çok yerinde art arda depremler yaşanıyorken bu gerçek yokmuş gibi davranılmasını kabul etmiyoruz. Söz konusu olan milyonlarca yaşamdır. Okullar biz velilerin vergileri ile ayakta. Vergilerimiziz bize ait olan kamu kaynaklarının güvenli eğitim hakkı, yaşam hakkı için kullanılmasını istiyoruz.
Bugün buradan yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz. Okullarda depremle ilgili önlemler bir an önce alınmalı, deprem riski nedeniyle yıkım kararı verilen okullarda güçlendirme değil yıkım kararı uygulanmalıdır.

LAİK, KAMUSAL OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÜCRETSİZ SAĞLANMALIDIR

Laik, kamusal okul öncesi eğitim tüm çocuklarımızın hakkıdır. Zorunlu imam hatipleştirme, müfredat değişimi, okullaşma politikası, sınav sistemi değişiklikleri, tarikatlarla eğitimde yapılan protokol, iş birlikleri ile laik eğitim tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Son Milli Eğitim Şurası sonrası alınan kararla ise bu uygulamaların daha da ötesine geçilmiş, okul öncesi dini eğitim 4-6 yaş Kuran kurslarının yaygınlaştırılmasıyla 4 yaşa düşürülmüştür. Aralık 2021’de gerçekleştirilen Şura sonrası okul öncesi dini eğitim toplum temelli kurumlar adı altında kısa süre içinde %153 oranında artırılmıştır. 2022-2023 eğitim öğretim yılının başında bu sayı 127 bin 258’e ulaşmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, MEB işbirliği ile her gün yeni açılışlar yapılmaktadır.

Açıklanan raporlar ayrıca okul öncesi dini eğitim veren kişilerin okul öncesi eğitim almayan kişilerden oluşmaması ve toplum temelli kurumlar adıyla açılan yerlerin çocuklarımızın güvenliği açısından eğitim kurumu niteliğini taşımamasından kaynaklı yaşanılan sorunlara da dikkat çekmektedir. Anne-babalardan gelen bu eleştiriler, kaygılar da Diyanet İşleri Başkanlığı sayfalarında paylaşılmaktadır.

Aslolan çocuklarımızın üstün yararıdır. 4-6 yaş arası çocuklarımız bilişsel, psikolojik gelişimi açısından soyut bilgiyi öğrenme döneminde olmadığı koşullarda bu sürecin uygulanması yaşamlarında telafisi olmayan sonuçlara yol açacaktır.

Okul öncesi dini eğitim uygulamasına son verilmeli, okul öncesi eğitim tüm çocuklarımıza ücretsiz, kamusal, bilimsel, eşit sağlanmalıdır.

TÜM ÇOCUKLARIMIZIN ÖZGÜRCE DERS SEÇME HAKKI VARDIR

Her yıl olduğu gibi ortaokullarda ve liselerde seçmeli ders tercihlerinin yapılacağı bir süreçte günlerdir öğretmenler, biz veliler çocuklarımızın “seçmeli dersleri” seçme hakkı için mücadele ediyoruz.

İl, ilçe milli eğitim müdürlükleri sadece din derslerinin olduğu paylaşımları resmi sayfalarından açıklıyor, okullara yalnızca din derslerinin seçtirilmesi için yazılar, mesajlar gönderiliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı camilerde velilerin çocuklarını din derslerine yönlendirilmesi için açıklamalar yayınlıyor, müftülükler, dini yapılar, vakıflar eliyle faaliyetler yürütülüyor.

Tüm velilere çağrımızdır. Her çocuğumuzun özgürce ders seçme hakkı vardır. Çocuklarımızın tercihleri dışında ders seçmeye mecbur bırakıldığı durumda tüm velileri Öğrenci Veli Derneği’mize, şubelerimize ulaşmaya çağırıyoruz.

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU İPTAL EDİLMELİ

Öğrenci Veli Derneği olarak tüm uyarılarımıza, eylemlerimize rağmen Öğretmenlik Meslek Kanunu 3 Şubat 2022’de yasalaştı ve sonrasında kariyer basamakları sınavı gerçekleştirildi. Öğretmenlerimiz ücretli, sözleşmeli ve kadrolu olarak ayrıştırılmışken sorun daha da büyütülerek aday, uzman, başöğretmen olarak derinleştirilmiştir.
Öğretmenlik Meslek Kanunu, kariyer basamakları uygulaması iptal edilmelidir. Tüm öğretmenler için yoksulluk sınırının üstünde eşit işe eşit ücret, eşit haklar, kadrolu, güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

EN AZ 100 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILMALIDIR

2002-2022 döneminde 19 bin 708 köy okulu kapatıldı. Eğitime erişim en temel hak olmasına rağmen köylerde yaşayan çocuklarımız okulsuz, öğretmensiz bırakıldı. Taşımalı eğitime mecbur bırakıldı.

2022 verilerine göre norm açığının 120 bine ve ücretli öğretmen sayısının 86 bine yaklaşması,20 bine yakın köy okulunun kapatılması ile öğretmen ihtiyacı her dönemden daha fazla artmasına rağmen yeterli öğretmen ataması yapılmadı. 2021/2022 yılı atama sayısı son 10 yılın ortalaması olan 40 bin 375’in altında kaldı.

Çocuklarımız okulsuz, öğretmensiz, ataması yapılmayan öğretmenler ise özel okullarda asgari ücretin dahi altında veya başka işlerde açlık sınırı altında çalışma koşulları ile baş başa bırakıldı.

Geleceğine dair umudu kalmayan onlarca öğretmen yaşamına son verdi.
Eğitim kamusal bir hizmet ve toplumsal fayda üretmesi gerekiyor. Çocuklarımızın geleceğini, ortak geleceğimizi etkiliyor. Bu yüzden MEB’in sürekli olarak “bütçe olanaklarını, yetersizliğini” gerekçe göstermesini kabul etmiyoruz.

Çocuklarımızın öğretmen ihtiyacına rağmen bütçede %1-1,5 oranında bir artış dahi en az 170 bin öğretmen ataması için yeterli olabilecekken tercih bir kez daha çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından yana kullanılmadı.

Bir an önce en az 100 bin öğretmen ataması yapılmalıdır.

ÖZEL OKULLAR SÖMÜRÜ ÇEMBERİ

Özel okul sahiplerinin talebi doğrultusunda özel okul ücretlerine %65 zam yapıldı. Yapılan zam özel okulların önemli bir bölümünde yalnızca okul ücreti ile sınırlı kalmadı. Yemek, ulaşım, kırtasiye vb kalemlere de yansıtıldı. Okul sayısı yetersizliği, öğrencilerin istediği okul türüne yerleşememesi, eğitimin laik, bilimsel niteliğinin ortadan kaldırılması gibi nedenlerle veliler özel okullara mecbur bırakıldı, gelirlerinin önemli bir bölümünü özel okullara vermek zorunda kaldı.

Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler ise asgari ücret hatta sözleşmeleri gerekçe gösterilerek asgari ücretin dahi altında çalışma koşulları ile karşı karşıya.
Özel okullar çocuklarımızın eğitim hakkı, öğretmenlerin emeklerinin sömürü çemberi. Özel okulların olanakları ile kamu okullarının olanaklarının eşitsizliği ise eğitimde yaşanılan eşitsizliği her geçen gün daha da artırmaktadır.

Türkiye’de faaliyet yürüten özel okul sayısı rekor bir düzeye ulaşmıştır.
2012 4+4+4 uygulaması öncesinde Türkiye’de 4 bin 664 özel okul bulunmaktayken 2022 yılı itibariyle özel okul sayısı 14 bin 179’a; öğrenci sayısı ise yaklaşık 2,5 kat artarak 535 bin 788’den 1 milyon 578 bin 233’e yükselmiştir.

Kamusal eğitimi kaybettiğimiz her gün ortak geleceğimizi kaybediyoruz.

Özel okul sahiplerine “teşvik” adı altında aktarılan ücretler kamu okullarına aktarılmalıdır. Özel okullar kamulaştırılmalı, tüm çocuklarımıza eşit, kamusal eğitim hakkı sağlanmalı, tüm öğretmenlere eşit haklara, eşit ücrete sahip koşullarda kadrolu, güvenceli çalışma koşulları sağlanmalıdır.

Biz veliler her yeni güne kaygıyla başlıyoruz. Çocuklarımızın okullara aç gitmediği, yoksulluktan kaynaklı okullarını terk etmek zorunda bırakılmadığı, çocuk yaşta işçileştirilmediği, deprem riski nedeniyle yaşamlarına ilişkin kaygı taşımadığı, okulsuz, öğretmensiz kalmadığı, laik, kamusal eğitim hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Çağrı Tasarım Kampanya

Buraya Dikkat!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir