‘Kimse sandığı kadar özgür değil’

ZEYNEP DELAV | KARAR

Örnek bir akademisyen olma yolunda hızla ilerlerken ‘Bilim Ne Değildir’, ‘Darwin ve Osmanlılar’ kitaplarıyla alanında derinlikli çalışmalara imza atan Alper Bilgili, şimdi de okurlarının karşısına öykü kitabı ‘Karınca İncitmez Artur Balyan’ın Tuhaf İntikam Planı’ ile çıktı. Kendisiyle, KARAR okurları için öyküleri ve kurmacanın gücü üzerine söyleştik.

Daha çok akademisyen kimliğinizle biliniyorsunuz. Oysa bir roman bir de öykü kitabınız var. Kurmaca yazmaya ne zaman başladınız?

Ortaokula başladığım dönemden beri kurmaca kıvılcımları zihnimde belirir. Uzun süre üzerine gitmedim. Hatta beni esir almaması için bu dürtüyü bastırdım diyebilirim. Doktora döneminde hayatımda meydana gelen radikal değişiklikler beni arkadaşlarımdan ve alışkanlıklarımdan kopardı, böylece bana kurmaca ile ilgili fikirlerimi dinleme imkânı sundu. Romanım bu süreçte ortaya çıktı. Amsterdam’da yaşadığım dönemde, 2008-2009’da Sadık Yemni ile tanıştım. Beni öyküye o yönlendirdi. İlk öyküm ‘Amsterdam’da Bir Meczup’ o dönemin ürünü. Birkaç öykümü çeşitli internet sitelerinde paylaştım. Özellikle sürpriz sonlu olanlara ilgi var gibiydi. Sonra ‘Barış’ Hece Öykü’de yayımlandı. O günden beri 20’ye yakın öykü yazdım ama akademik çalışmalarımdaki yoğunluk nedeniyle yayımlatmak ancak 2020’de mümkün oldu.

Öykülerinizde modernizme, post -modern bir iğne batırış var. Gerçekte de bunu mu yapmaya çalıştınız?

Aslında çalışmadım. Ben tüm defolarına rağmen modernizmi, post-modernizme tercih ederim. Çünkü post-modernizmde ayağımızın altındaki zeminin kaydığını, sağlıklı tartışma için gerekli olan araçları yitirdiğimizi düşünenlerdenim. Modernizmin bazı değerlerine eleştirel yaklaştığım doğru. Ancak bunun aklın imkanlarını terk etmeden, modernizmin içinden yapılabileceğini düşünüyorum. Öykülerimde de bunu yapmaya gayret ediyorum. Tabii şunu da unutmamak gerek. Post-modernizme getirilen eleştirilerden birisi muğlak oluşudur. Dolayısıyla bazı eleştirilerimin post-modern olarak nitelendirilmesi şaşırtıcı değil.

Yaygın olarak felsefe, sosyoloji, psikoloji ve tarih konuları da var. Size göre bu konuları kanıksatmak, daha çok konuşulur hale getirmek kurmaca ile daha mı kolay?

Böyle bir çabam yok ama ister istemez bir alandaki birikiminiz diğerlerine yansıyor. Tabii belki radyolog veya forklift operatörü olsaydım bu daha zor olurdu. Eğitim aldığım veya üzerine yoğun okumalar yaptığım sosyoloji, felsefe, tarih, siyaset gibi alanlar zaten her an hayatımıza dokunuyor.

“ÖYKÜ YAZMAK ÖFKEMİ DİNDİRİYOR”

Bazı öyküleriniz gerçeküstü tekniğiyle kaleme alınmış. İnsanın kendine bu denli yabancılaşması sizce insanın hikayesini yumuşatıyor mu?

Gerçeküstülükten mi bilmiyorum ama öykü, insanlarla ilişkimi, onlara bakışımı etkiliyor. Öfke beni besler. Öykülerimdeki herkes beni kızdıran kişilerin biraz modifiye edilmiş halidir. Hikayelerini anlatırken onlarla empati kurarım. Hem bu zorla kurulan empati hem de bana güzel bir öykü yazdırmış olmaları nedeniyle o kişilere ve hayatıma girmemiş benzerlerine duyduğum, duyabileceğim öfkem hızla diner. O yüzden öykünün bende sağaltıcı bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

“GÖRÜNMEYEN YASALARA DİKKAT ÇEKMEK İSTEDİM”

Öykü kitabınızda özgürlük kavramının işlendiği Özgür isimli öyküde yaşlı bir mahkûm, cezaevinden çıktıktan sonra tekrar içeri girmekten korkuyor, “Canımı asıl sıkan şey özgür olmamak. Hiçbir yerde özgür değilim. Hiçbirimiz değiliz. Yasalar her yerde. İnsanların koyduğu aptal yasalar…” diye devam ediyor. Bu söylem Foucault’nun “Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir” cümlesini akıllara getiriyor. Nedir size göre özgürlük?

Büyük bir hayranı sayılmam ama bu bağlamda Foucault’ya dikkat çekmeniz iyi oldu. O da birçok eserinde bazı modern kurum ve kavramların bize göründüğü gibi olmadığını anlatır. Hapishane, tıp, cinsellik… Bazen tarihsel gerçekleri zorlayarak veya manipüle ederek de olsa bu kavram ve kurumları farklı bir yerden görmeye ve ilk etapta göze çarpmayan güç ilişkilerini öne çıkarmaya çalışır. Ben de bu öyküde görünmeyen yasalara dikkat çekmeye çalıştım. Benim için özgürlük tartışması birkaç açıdan kıymetli. Felsefi açıdan özgür iradenin var olup olmadığı, sosyolojide her an hayatımızı düzenleyen ama çoğumuza görünmeyen toplumsal yasaların varlığı, siyasetle ilgili seçimlerimizde ne kadar kolay manipüle edildiğimiz üzerine tartışmalar bilhassa ilgimi çekiyor. Bu hususlarda okuma yapıp düşünen herkes gibi ben de sandığımızdan çok daha az özgür olduğumuzu düşünüyorum.

haberbuketi

İlkeli ve tarafsız habercilik anlayışıyla gerçek gündemi paylaşmak için tüm gücümüzle çalışacağız.

Türkiye'nin gerçek gündemini bizimle takip edin.

Diğer Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

13 − five =