Fehmi Koru: İslam toplumlarında ciddi bir sorun var, kadın sorunu…

Fehmi Koru: İslam toplumlarında ciddi bir sorun var, kadın sorunu…

Fehmi Koru*

Her sabah gazete okumalarımda dikkatimi en fazla değişik ağızlardan çıkan fetvalarla ilgili haberler çekiyor bir süredir… Bugün Cumhuriyet’te yine öyle bir fetva haberi var.

Muhalif medya bu tür haberleri seviyor. Büyük ihtimalle bugün muhalif kanallarda uzun uzadıya tartışma konusu yapılacağı için, muhteremin ne dediğini buraya aktarmayacağım; nasıl olsa öğrenirsiniz.

Şu kadarını söyleyebilirim: Konu kadınlarla ilgili…

Bir cemaat mensubuymuş son fetvayı veren kişi.

Seçimlere kadar böyle fetva haberlerini daha çok okuyacağız; muhalif medya, önünü arkasını düşünmeden, onlara sayfalarında ve kanallarında yer verip tartıştırdıkça arkası gelecek.

O haberden sonra Karar gazetesinde karşıma çıkan ‘Ana sorunumuz: Maarif davamız’ başlıklı yazı içime biraz olsun su serpti.

Yazarı, uzunca bir süre ülkemizin en kalabalık kenti İstanbul’un en üst dini otoritesi sayılması gereken müftülük makamında bulunmuş Prof. Mustafa Çağrıcı. Mustafa Hoca, yazısında, ‘skolastik eğitim’ ile geri kalmışlık arasındaki ilişkiyi tarihi boyutuyla irdeliyor.

Ne dediğinin özeti şu paragrafta:

“Osmanlı, geçmişinden asîl bir medeniyet devralmış; birçok bakımdan insanlığın hâlâ ulaşamadığı o medeniyeti daha da yükseltmişti. Ama bu durum, Osmanlı’nın –temelinde medresenin bulunduğu- kusurlarını görmemizi engellememelidir. Yoksa tarih tekerrür eder durur.”

Yazıda özel bir alan olan dini eğitimden söz edilse de, o alan da dahil eğitimin her alanında ve her düzeyinde etkisini hissettiren yanlışlar bugün de sürüyor.

Zaten bizde tarih, biraz da yazıda teşrih masasına yatırılan yanlış eğitim sistemi yüzünden tekerrür ediyor.

Komşumuz İran şu sıralarda karışık. Büyük kentlerde halk sokaklarda. Protesto gösterileri giderek yaygınlaşıyor. Güvenlik güçleri protestoculara şiddetle mukabele ettiği için çatışmalarda hayatını kaybedenler de oluyor.

Protestolarda kadınlar ön saflarda.

Sebep, İran’ın batı bölgelerinden başkent Tahran’a ziyaret için gelmiş olan bir kadının, kıyafetini dini kurallara tam uygun bulmayan ‘Gaşte İrşad’ (İrşad Gücü) adlı bir örgüt mensupları tarafından darp edilmesi. Mahsa Emini adlı kadın, örgüt militanları tarafından uğratıldığı şiddet sonucu hayatını kaybetti. Gözaltındayken yediği darbeler yüzünden beyin kanamasından komaya girdiği ve ardından hastanede son nefesini verdiği anlaşılıyor.

Ölümünden sorumlu olanlar 21 yaşındaki genç kadının kalp krizi geçirdiği iddiasında.

Emini’nin maruz kaldığı şiddetin videosunu gören veya olayı işiten kitleler, tepkilerini göstermek için sokaklara döküldüler.

‘Gaşte İrşad’ adlı bir tür ‘ahlak polisi’ görevini üstlenmiş bir örgütün varlığını bu olay vesilesiyle öğrenmiş oldum.

İran’da 1979’da gerçekleşen devrim sonrasında kadınlara başörtüsü zorunluluğu getirildiği biliniyor. Kişisel bir tercihin devlet eliyle zorla herkese uygulattırılması daha ilk günden başlayarak dindar bilinen düşünürler tarafından bile eleştiriliyor.

Hatta mollalar da yanlışlıkları eleştiriyor.

Nitekim, kendilerini ‘ahlak polisi’ olarak tanımlayıp başını beğenmedikleri biçimde örten veya hiç örtmeyen kadınların peşine düşen örgütün sonu ölümle biten bu olayı, ülkenin öndegelen din alimleri tarafından da kınandı.

Ayetullah Bayat Zancani, “Bu ahlaksızca bir davranıştır” dediği olayı gerçekleştiren örgüte, “Ülke yasalarında bu tür bir örgütün yeri yoktur, olamaz da” diyerek karşı çıkmakta.

Bir başka Ayetullah, Muhakkak Damad da, “İyiliği yaymak, kötülükten uzaklaştırmak amacı taşıyan bir grubun, esas yapması gereken, vatandaşların özgürlüklerini ortadan kaldırmak değil, yöneticilerin davranışlarını gözlemleyip onların yanlışlıklarına karşı çıkmak olmalıdır” açıklamasını yapmış…

Kadının da erkekle aynı haklara sahip birer birey olduğu pek çok toplumda hala genel kabul görmüyor. İran’da karşımıza çıkan tablo bunun bir örneği. Zorlamalarla kadınlar üzerinde baskı bazen bu olayda olduğu gibi kadınlar eliyle de hayata geçirilmek istenebiliyor.

Üzerine gidilen kadının ölümüne yol açan bir baskıya bile dönüşebiliyor uygulamalar.

Yapılan, din adına dine vurulan bir darbe çoğu kez.

Sokaklara dökülen insanlar neyi protesto ediyorlar dersiniz?

O protestolar din adı kullanılarak yürütülen uygulamalara olsa da, yanlış uygulamalar yüzünden din de yaralanmış olmuyor mu?

İran’da böyle de başka ülkelerde durum farklı mı sanki?

Son zamanlarda dünyaya kendisini eskisinden farklı -daha liberal- bir ülke olarak tanıtma gayretinde olan Suudi Arabistan’da da yine ‘kadın’ sorunu var.

Artık araç kullanabiliyor kadınlar, toplum içerisinde daha fazla görünür oldular, daha geniş alanlarda görev üstlenebiliyorlar, ancak sıra görüşlerini paylaşmaya gelince devlet peşlerini bırakmıyor.

Birden fazla örneği var.

Nourah bint Saeed al-Qahtani bu ay başında yargılandığı mahkeme tarafından tam 45 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Salma Al-Shehab da 34 yıl hapis yatacak. 

Zülfüyare dokunmuşlar…

İran’da kadın, Suudi Arabistan’da yine kadın…

Türkiye bu konuda ne durumda?

En son örnek, bir şarkıcı kadının kendi orkestrasından biriyle şakalaşmasının dört ay sonra karşısına dava olarak çıkartılması; şarkıcı hakkında önce tutuklama kararı verildi, sonra ev hapsine gönderildi, şimdi dışarı çıkabiliyor ama yurtdışına gitmesi yasak…

Vaktiyle bir partinin eş-başkanlığını yapmış politikacı bir kadın da, ileri yaşı sebebiyle yaşadığı sorunlar yüzünden, cezaevinden çıkartılmayı beklemeye devam ediyor.

Bir partinin il başkanı olan başka bir kadın da, Twitter hesabından attığı mesajlar yüzünden yargılandı ve siyasi yasaklı hale geldi.

İran’da ve Suudi Arabistan’da meydana gelen yanlışlıkları eleştireceğim, ama “Ya oralardan birileri ‘Kardeşim, sen önce kendi ülkendeki duruma bak’ derler ise ne yaparım” diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Hepimiz kendimize gelmeliyiz.

*Bu yazı fehmikoru.com adresinden aynen alınmıştır.

 

Buraya Dikkat!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.