2022 yılında yaşanan ihlallerin sonucunu tüm Türkiye ‘acıyla’ ödedi: Laiklik ve adalet gerek

2022 yılında yaşanan ihlallerin sonucunu tüm Türkiye ‘acıyla’ ödedi: Laiklik ve adalet gerek

Türkiye 2021’i, üniversiteli Mehmet Sami Tuğrul’un Antalya’daki kaçak bir cemaat yurdunda öldürülmesiyle kapattı. 2022’ye ise tıp öğrencisi Enes Kara’nın kalmaya zorlandığı cemaat evinde yaşamına son vermesiyle girdi.

Yasadışı faaliyet gösteren ve son 20 yılda vakıf ve dernek adı altında örgütlenen bu yapılar, yıl içinde kadınların yaşam tarzına ve özgürlüklere müdahaleleriyle gündeme geldi. Tarikatlar “istedi” diye festivaller, konserler iptal edildi. 

İKTİDARIN ÖRTÜLÜ DESTEĞİ

Siyasi iktidarın cemaat ve dinci vakıflara yönelik örtülü desteği ise sürdü. En üst noktası ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsmailağa’nın lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nun cenazesine katılması ve cenazede İsmailağa’nın yeni liderinin açıklanması oldu. Eğitimde dinci yapıların etkisini artıran protokoller, eğitimcilerin tepkisine karşın kurulan Diyanet Akademisi, sık sık tartışıldı.

İsmailağa cemaatine bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’yi, henüz 6 yaşında imam nikâhıyla evlendirmesiyle başlayan cinsel istismar skandalı ise yılın son tartışmalı olayı oldu. Toplumun önde gelen kitle örgütlerinin önderleri, Türkiye’nin laiklik açısından geçirdiği en zor yıllardan olan 2022’nin ardından Cumhuriyet’e konuştu.

‘KİLİT TAŞIDIR’

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt: Cumhuriyeti kuranlar, cumhuriyeti demokrasi olarak tanımladı. Bunun olmazsa olmazı ise laikliktir. Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti kubbesinin kilit taşıdır; olmadığı bir cumhuriyet, hepimizin başına çöker. Laiklik, din ile dünyevi işlerin birbirinden ayrılmasıdır ama bundan bir adım ötesi, aklın dogmalardan kurtularak bilimin yol göstericiliğinde yürümesi demektir. En çok son 20 yılda, laik cumhuriyetin özü çok ciddi olarak törpülendi. Son yaşadığımız yıl, bu noktada neredeyse saldırıların ete kemiğe büründüğü ve cumhuriyete kastettiği bir noktaya taşındı. Atatürk ve arkadaşlarının, bu bölgenin gerileme ve çökmesine karşı buldukları reçete, laik cumhuriyettir. Laik cumhuriyeti kaybettiğimiz anda akıbetimiz Suriye, Irak, Libya, İran’dır. İranlı kadınlar mücadeleyi ölüm pahasına yürütüyor. En doğal haklarına ulaşabilmek için katledilmeyi göze alıyor. Bizim de kazanımların kıymetini bilmemiz lazım. Meclis’e sunulan, laikliğin özünü yok edecek anayasa değişikliği teklifi geri çekilmeli, muhalefet Meclis’ten geçmesine izin vermemeli.

(Hüsnü Bozkurt)

‘GERİCİLİĞE KARŞIYIZ’

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Ayşe Yüksel: Laiklik, başta çağdaş eğitim olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’ndeki her bireyin aydınlık bir geleceğini mümkün kılmaktadır. Laikliğin olmadığı yerde bilim, kültür, sanat olmaz; özgür ve yaratıcı düşünce gelişemez. Laiklik nefes almak gibi güvencemiz, huzurumuz, üretkenliğimizin olmazsa olmazıdır. Çağdaşlaşmanın temeli, laik Türkiye Cumhuriyeti’dir. Cumhuriyet kazanımlarından aldığımız güç ile tüm gerici düşünceler ve eylemlerin karşısındayız. Prof. Dr. Türkan Saylan’ın da söylediği gibi ‘Laiklik, Türkiye için kamusal ve siyasal yaşamda din kurallarından arınmış, insanların eşitliğini, akıl ve bilimi temel almış bir yaşam biçimidir. Dinsel inançların, hangisi olursa olsun, özel alanda özgürce yaşanacağı ancak ‘demokratik düzeni yıkıp yerine geçme ve toplumsal düzene egemen olma girişimlerinin yasalarla sınırlanacağı’ bir düzendir.’ Laiklik olmazsa olmazımız. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önderimiz Atatürk’ün dediği gibi, ‘Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız.’ 

(Ayşe Yüksel)

‘VAZGEÇMEYİZ’ 

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü: 2022, ülkemiz açısından hak kayıpları ve yaşam hakkının korunmadığı bir geri gidişin yaşandığı yıl oldu. Tüm olumsuzluklar aslında kadın erkek eşitsizliğinden kaynaklanıyor. Eşitliğin anayasada var olması ve bunun sağlanması laiklik ile mümkün. Oysa iktidarın 2005’ten beri çıkardığı ve çıkarmaya çalıştığı yasalar ve uyguladığı yönetmeliklerle gördük ki laiklik hedef alınmış durumda. Son anayasa değişikliği teklifi bu konudaki haklılığımızı ortaya koyuyor. Lâiklik, toplumlarda fikir ve inanç ayrılıklarının düşmanlığa dönüşmesini önleyen, vatandaşları hoşgörülü davranmaya yönelten, bu nedenle ülkede birlik ve beraberliği sağlayan temel unsurlardan biri. Ancak özellikle dini konularda kadını ikincilleştirenlere, dini vakıflarda bilimsellikten uzaklaşarak kadın üzerine söz sahipliği yaratanlara ve yapılanlara göz yuman bir tavır ile yönetim izliyoruz. Kadınlar olarak nefes almamızın garantisi laiklikten vazgeçmedik, vazgeçmeyiz. Tüm enerjimiz ile çağdaş ve laik bir ülke için kazanımlarımıza daha sıkı sarılacağız.

(Canan Güllü)

‘DİNCİ KADROLAŞMA’

Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri Suay Karaman: Laiklikten uzaklaşıldıkça çocuk ve kadınlara karşı şiddet, taciz ve tecavüzün arttığını görüyoruz. Okul öncesinden başlayarak küçük çocuklara dini eğitim verilerek, dindar ve kindar bir kuşak yetiştirilmeye çalışılıyor. 16 Mart’ta TBMM’de hiç ‘hayır’ oyu verilmeden kabul edilen Diyanet Akademisi, cumhuriyetin eğitim birliği ilkesiyle hesaplaşmak üzere hazırlanmıştır; anayasanın eşitlik ilkesi de çiğnenmiştir. Diyanet Akademisi ile birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı, eğitimin de içine iyice girecek ve Öğretim Birliği Yasası yok edilecek. Ülkemizde 110 ilahiyat fakültesi ve 56 İslami bilimler fakültesi varken Diyanet Akademisi kuranlar, destek verenler, sessiz kalanlar, tepki vermeyenler bu suça ortaktır. Dinci kadrolaşmanın yüksek öğretimde de yoğunlaştığı biliniyor. Bilimsel ve laik eğitime son veriliyor. Bilim üretmeyen üniversiteler, hurafeler üzerine yoğunlaştırılıyor. 2023’te Atatürk’ün aydınlık yolunun tekrar bizlere ışık saçmasını ve laikliğin korunmasının gerekliliğine inanıyoruz. 

(Suay Karaman) 

‘KAZANIMLARI YOK EDER’

Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan: Anayasaya göre herkes, inanmak veya inanmamak hakkına sahiptir. İktidar sahipleri ile dini iktidarın içiçe geçtiği hallerde istemsizce dini kurallara göre yönetilen günlük hayat ve iş yaşamı şekillendirilir. En somut örnek yargıda, adliye binasında tilavet davetidir. Şu an için azda olsa yargı kararlarında da dini atıflar yapılıyor. Heyet müzakerelerinde Medeni Kanun yerine şeri hükümler üzerinden görüş bildirildiği konuşuluyor. En son anayasa değişikliği için basına yansıyan haberlerde, Meclis’e sunulan metinde sadece örtülü kadın için bir ayrımcılık getirildiği yönünde bilim insanlarının açıklamalarını okuyoruz. Örtülü kadını makbul kadın olarak kabul eden bir anlayışın hakim olduğu yorumları yapılıyor. Laik bir ülkede sadece bir dini inanç için ayrımcılık yapılamaz. Siyasetin, devlet yönetiminde dini kullanması ‘siyasal din’ sonucunu doğurur. Bu da son derece sakıncalıdır; Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarını yok eder. Yargı için ‘sessiz kalıyor’ sözü oldukça manidardır. Sessiz kalma ötesinde anayasa değişiklikleri ile yargı tamamen siyasi iktidarın istediği toplumun inşası için kullanacağı bir araç halini aldı.

(Ayşe Sarısu Pehlivan)

Çağrı Tasarım Kampanya

Buraya Dikkat!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir